Home DİL,SÜMERLER ve ÇİVİ YAZISI

DİL ,SÜMERLER ve ÇİVİ YAZISI

e-Posta Yazdır PDF
                                                             

                               DİL, SÜMERLER ve ÇİVİ YAZISI  

           Konfüçyüs'e sormuşlar ; “Devlet yönetimine katılsaydın, devlet erki sana
verilseydi, ne yapardın?” Konfüçyüs "Dil" demiş, "Öncelikle dil". "Çünkü

dil kusurlu olursa sözcükler düşünceyi doğru anlamlandıramaz. Düşünce
doğru anlaşılmayınca da görev ve sorumluluklar doğru algılanamaz. Görev
ve sorumlulukların gereği gibi yerine getirilmediği ülkede kurallar ve
düzen bozulur. Kurallar ve düzen bozulunca da adalet yanlış yola sapar.
Adalet yanlış yola sapınca da şaşıran halk ne yapacağını, nasıl
davranacağını kestiremeyeceği için ürkü ve kargaşa baş gösterir; düzen
temelden bozulur. Onun içindir ki, bir ulusun yaşamında hiçbir şey dil
ölçüsünde önemli bir etken değildir." 
            Dillerinde gelişim sürecinde yazının kullanılışı önemlidir. M.Ö. 4000 yılının ortalarında Hz. İsa’nın doğumuna kadar uzanan sürede Ön Asya’da oturmuş ve çivi yazısını kullanmış kavimlerin dil, tarih ve kültürleri, yöreye nerden geldikleri konularında günümüzde yapılan araştırmalarda tarihin gizli kalmış sırları zamanla bir bir ortaya çıkmaktadır. Geçmiş çağlarda, insanlar çözemedikleri olayların insanüstü güçler tarafından yapıldığını düşünmüşler ve her kültürde tanrı yer almış. Sümerlerde de her şeyin bir tanrısı oluşturulmuş. Kendi inançlarına ait şiirler yazmışlar, birçok kaideler koymuşlar; kurban kesmek, dua etmek, tanrıları memnun etmek, tanrılarına “Aman fırtına getirmesin, Deprem yapmasın”… Diye dua etmişler. Tanrılarında evleri olmasına inanmışlar, onlar için mabetler yapmışlar. Günümüze kadar gelen süreç de de bunlar zamanla kilise, cami, havra, tapınağa dönüştürülmüş. Kurban kesmek, usulü bile Sümer’den gelmiş. Dünyanın, evrenin yaratılışı hikâyesi aynen onlarda da var. İnsanın yaratılışı çamurdan deniyor Kuran’da; tufan hikâyesi; bunlar Sümer’de de var. Allaha bağlı olan insana birden bire felaket geliyor ama bu felaketi yine duayla geçiştiriyor. Tanrı onu kabul ediyor. Tanrıya el açılıyor. Tevrat’ta da aynı hikâye var, Sümer’de de... Aynı motifler işlenmiş. Sümerler her şeyi yazıya dökmüşler, onların yazılarını onlardan sonra gelenler kabul etmişler. Kabul ettikleri gibi onların kültürlerini de almışlar; şiirlerini, şarkılarını adetlerini... Onların edebiyat ve yazılı belgeleri olduğu için kültürleri daha sonra da devam ediyor. Yazılı belgeleri olmasaydı bugün yaşadıkları çağda kurmuş oldukları medeniyeti bilemezdik. En eski yazılı kaynak olarak Tevrat biliniyordu. Birçok millet yazıyı icat etmiş ama hiçbirisi Sümerler kadar geliştirememiş. Kendilerinden sonra gelen Akkadlar’ın dilleri de tamamen aynı. Onları yazmak kolay da değil. Yazının kullanılmasının ardından, kültürler oluşturulmuş. Sümerler Matematik alanında çok iyi gelişme göstermişler, matematiği çok iyi kullanmışlar. Takvim yapmışlar, hem aya, hem güneşe göre takvimi uydurmuşlar. Onlar zamanında oluşturulan burçların isimleri günümüzde hala devam ediyor. Bu konularda yapılan araştırmalar yeterli değil. Ne yazık ki; ülkemizde bu konuda yeterince araştırmacı da yetiştirilemiyor. Sümer Medeniyetine, en çok Japonlar ilgi göstermekte. Japonlar bu konuda uzman birçok Sümerolog yetiştirmekteler. Ülkemizin yetiştirdiği dünyanın sayılı Sümeroloğu Muazzez İlmiye Çığ Hocamıza da bu konuda yaptığı çalışmalar, Sümeroloji alanında yetiştirdiği öğrencilerden dolayı teşekkür eder, tarihi aydınlatacak çalışmalarının devamını dilerim.          Antalyalı Sümerolog Nafiz AYDIN hocamın, Sümerce Akadça dili üzerine çıkardığı kitaplar,  konferans, seminer, açık oturumlarda yaptığı sunumlarla da bu konuda çalışmalarına halen devam etmekte. Sayın hocamın da başarılı çalışmalarının devamını dileyerek, aşağıda bu konuda hazırladığı benimde bizzat takip ettiğim sunumlardan kısa bir özeti sunuyorum.                     ÇİVİ YAZISIYLA YAZILAN DİLLER                    1. Sümerce 2.Akadça (Asurca, Babilce, Ammrruca) 3.Hititçe 4.Urartuca 5.Hurrice 6.Elamca.  Bilindiği gibi, her toplumun kendisine göre gizli bir anlaşma yöntemi bulunduğuna göre, yeryüzündeki topluluklar kadar da dil var demektir. Her toplumun dili, Sumer/Sumerce, Arab/Arabça, Japon/Japonca, Alman/Almanca ve Türk/Türkçe  örneklerinde olduğu gibi,  kendi adıyla ilgili bir kelimeyle adlandırılmaktadır. Birbirlerinden ayrı ve bağımsız olmalarına karşın, bugün için yeryüzünde konuşulan bu diller, kendi aralarında bir takım yakınlık ve benzerliklere  de sahibidirler. Diller arasında bulunduğunu söylediğimiz bu ayrılık ve benzerlikler, kimi zaman, ancak dilcilerin anlayabileceği kadar kapalı, bazen de, dilci bile olmayanların görebileceği kadar açıktır. Yeryüzündeki diller arasında bulunduğunu söylediğimiz bu yakınlık ve benzerlikleri şu iki ana bölümde toplamak mümkündür.                          1.  Köken yönünden, 2.Yapı bakımından            Diller arasındaki yapısal benzerlik konulu bilimsel çalışmalar 19.yüzyılda hızlanmış, dillerin türeyişlerini inceleyen bilginler, diller arasında yapı bakımından bir çeşit yakınlıklar ve benzerlikler bulunduğunu anlamaya başladıktan sonra, ana kaynakları araştırmaya ve dillerin birbirileriyle olan yakınlık derecelerini bulmaya çalışmışlardır. Dünya dillerinin yapılarını inceleyecek olursak, genel dil sınıflamasında onları şu üç öbekte toplamak mümkündür. a) Tek Heceli Diller b)Bükülgen Diller c) Bitişken Diller     Köken yönünden Ural-Altay dillerinden   olan Türkçe, Macarca ve Moğolca ile birlikte, Uzak-Doğu dillerinden biri olan Japonca ve Ön Asya dillerinden Sümerce, bitişken dillerdendir.              ÇİVİ YAZISI             Soldan sağa doğru yazılan bu yazının adı, şeklinden gelmektedir. Çivi yazılı belgelerin bulunduğu ve çözülmeye başlandığı zamanlarda, yazıda kullanılan işaretlerin çivi biçiminde bir takım şekillerden oluştuğu görülmüş ve bu yazı türüne, Latince “cuneus-çivi” ve “forma- şekil” kelimelerinin birlikteki anlamına uygun olarak “çivi şeklindeki yazı, çivi yazısı” adı verilmiştir. Yazıda kullanılan çivi işaretleri dikey, yatay, eğik ve köşe çengeli olmak üzere dört ana şekilden oluşmaktadır. İlk defa 1712 yılında E.Kämpfer tarafından ileri sürülen bu isim, bilim dünyasında kabul görmüş ve zamanımıza kadar bu şekilde kullanılarak gelmiştir.              SUMERCE’NİN BU DİLLER ARASINDAKİ YERİ                Sumerce, Mezopotamya’nın kültürünü yaratan ve çivi yazısını ilk defa kullanan kavmin dilidir. Çivi yazısının gerektiği şekilde  doğru olarak okunmasıyla birlikte, Akadça’nın çözümlenmesinden ve anlaşılmasından sonra, yavaş yavaş tanınmaya başlanan Sumerce’nin bugün için bile bir takım  dilbilgisi kurallarının, ilmi ve edebi birçok belgelerin tam anlamıyla çözüldüğünü ve anlaşıldığını kesin olarak söylemek mümkün değildir.  Kesin olarak diyebiliriz ki,  Sumercenin çözümlenmesinde, doğal olarak çivi yazısının ve Akadça’nın başlangıcında olduğu gibi, sürekli olarak birtakım zorluklarla karşılaşılmamıştır. Böyle olmakla beraber, Sumerce ve Akadça olmak üzere iki dilli yazılmış metinlerde, Sümerce satırların anlaşılmaması nedeniyle, bu satırların ya bir özelliği olduğu, ya da Akadça’nın gizli ve anlaşılmaz bir başka yazılışı bulunduğu kabul edilmiş ve bu konudaki tartışmalar uzun süre devam etmiştir.  Çivi yazısının  20. yüzyılın başlarından sonra çözülmesine ve Akadça üzerindeki çalışmalar oldukça çok ileri götürülmüş olmasının  yanında, Sumerce’nin anlaşılması uzun bir süre daha gecikmiştir. 19. yüzyılın sonlarında, iki dilli metinlerle ilgili olarak, gizli dil denilen satırların Sumerce olduğu anlaşılmasına karşılık, daha bu tarihlerde Sumerce’ye bütünüyle ve bugünkü ölçüler içerisinde egemen olma durumu elde edilememiştir. Ancak  F.Th.-Dangin’in 1907 yılında yayınladığı  “Sumerce ve Akkadça Kral Kitabeleri” adlı eseriyle, Sumerce’nin okunup anlaşılması yolunda ilk olumlu ve önemli adım atılmıştır. Yapısı bakımından Sumerce’nin eski ve yeni dillerden hangisi ile akraba olduğu, ilk defa, Sumerce’nin çözümünün başlangıç yıllarında F.Hommel tarafından dile getirilmiş ve bu dilin Türkçe ile yakınlığı ileri sürülmüş, /dingir-tanrı/ gibi kelimelerin üzerinde durulmuş, cümle yapısı bakımından karşılaştırmaların yapılabileceği kabul edilmiştir. Bu saptamaların yanında, konu ile ilgili olarak, bugüne kadar çeşitli yerlerde farklı görüşler de ileri sürülmüş ve Sumerce’nin akraba olabileceği diller büyüteç altına alınmıştır. Köken yönünden Ön Asya dillerinden biri olan Sumerce,   yapısal bakımdan da Türkçe, Macarca ve Japonca gibi bitişken bir dildir. Bu özelliğinden dolayı ön-, iç- ve soneklerin yardımıyla isim ve yüklem çekimleri yapılabilmektedir. Bu eklerin yerleri hiçbir zaman değişmediği gibi, başka bir anlama da sahip değildirler. Akadlar Mezopotamya’ya geldikleri zaman Sumer kültürünü benimsemişler ve buna paralel olarak kendi dilleri olan Akadça’yı yazmak için çivi yazısından yararlanmışlardır. Biz Sumer kelimesini, Akadlar’ın yazılı belgelerde kullanmış oldukları  “māt  šumerim - Sumer ülkesi” ifedesinden alıyoruz. Sumer kelimesinin okunup anlaşılmasında olduğu gibi, ses değerlerinin saptanmasında da Akadça’dan yararlanılmış, Sumerce’deki hecelerin ses değerleri hakkında kesin bilgilerimiz olmadığı için, Akadça’daki ses değerleri, Sumerce’de de aynen kabul edilmiştir. Sumerler’in Mezopotamya’ya gelişleri, yapılan inceleme ve saptamalara göre, yaklaşık IÖ. 4. binin ikinci yarısına raslamaktadır. Mezopotamya’ya  ilk  kez  göç  eden kavim, elimizde bulunan delillere göre Sumerler’dir. Fakat Sumerler’in Mezopotamya’ya nereden ve nasıl geldikleri konusunda, bugün için elimizde açık ve doğru bilgiler yoktur. Sumerler bile kendi kaynaklarında bizlere bu konuda bilgi vermemektedirler. Fakat karşılaştırmalı arkeoloji yoluyla, Sumerler’in karadan ve doğudan, ya da Basra Körfezi yoluyla denizden gelebilecekleri yanında, Sumer buluntularının bazı türlerinin Indus vadisinin verileriyle, örneğin, bölge halkının yaşam şekilleri, şehirlerle köylerin kuruluşları veya Basra Körfezindeki Dilmun adasında bir çeşit Sumerce belgelerin bulunmuş olması dikkate alınarak, bu ülkelerle; daha sonraki kaynaklarda geçen Magan ve Meluhha gibi yerler de Sumerlerin gelmiş olabilecekleri ülkeler olarak kabul edilmektedir. Mezopotamya’ya gelen Sumerler burada büyük bir devlet ve imparatorluk da kurmuş değildirler.Yalnız güney Mesopotamya’da bir takım küçük   şehir beylikleri ve krallıklar oluşturarak, dar bir alana yerleşen böyle bir kavmin dilinde de öyle çok büyük ayrılıkların ve lehçe farklarının olmayacağı da çok doğaldır .              Dile verdiği önemle bilinen ATATÜRK şöyle der ; "Millî his ile dil arasındaki bağ çok kuvvetlidir. Dilin millî ve
 zengin olması, millî hissin inkişafında [gelişmesinde] başlıca müessirdir
[etkendir]. Türk dili, dillerin en zenginlerindendir. Yeter ki bu dil
şuurla işlensin. Ülkesini, yüksek istiklâlini korumasını bilen Türk
milleti, dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır."
            Geçmiş dilleri araştıralım. İlk yazının kullanılmasından itibaren gümüze kadar olan süreçte oluşan kültürlerde dillerin etkisini gözardı etmeyerek, günümüzde kullandığımız dilimize sahip çıkalım. Üniter devlet yapısının korunmasında dil birliğinin önemini kavrayarak, dünyanın en eski dillerinden olan TÜRKÇEMİZİ  diğer dillerin etkisinde kalmasını önleyelim. Çarşı, pazar, işyerlerinde asılan levhalarda isimlerin ÖZTÜRKÇE olmasını sağlayalım. Yabancı kelimelerden dilimizi arındıraracak çalışmalar yapalım.Yeni nesil kuşakları bu konuda bilinçlendirelim. Kırımlı Aydınımız İsmail GASPIRAL’NIN  «  DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK » düşüncesinden hareketle önce dilde Tüm Türk Dünyasında  Birlikteliği Sağlayalım ...              HOŞÇAKALIN !              TÜRKÇE KALIN !                                                                                Erdoğan KIRMIZIOĞLU
                                                                                     Arş. Yazar-Şair
                                                                    9 Mayıs 2008 yenigün gazetesi  

                    

Son Güncelleme ( Pazartesi, 05 Ocak 2009 22:59 )  

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Reklam